"Büyük yazarlar ya koca olurlar ya da așık. Bazı yazarlarda bir kocanın sağlam erdemleri bulunur: güvenilirlik, anlașılırlık, cömertlik ve dürüstlük. Bașka yazarlar vardır ki, insan onlarda bir așığın özelliklerini, iyi ahlaktan çok, renkli bir mizacın niteliklerini severler. Herkesin diline düșmüștür: Kadınlar heyecana, yoğun duygular yașamaya karșılık olarak, bir kocada hiçbir zaman katlanamayacakları –içe kapanıklık, bencillik, guvenilmezlik, kabalık- gibi nitelikleri bir așıkta hoșgörürler. Aynı șekilde okurlar da, anlașılmazlık, saplantı, acılı gerçekler, yalanlar ve kötü dilbilgisine katlanırlar- eğer buna karșılık yazar onlara az rastlanır coșkular ve tehlikeli duygular yașatıyorsa. Sonra, yașamda oldugu gibi sanatta da bunların her ikisi birden, hem kocalar hem așıklar gereklidir. Insan bunlar arasında bir seçme yapmaya zorlanırsa yazık olur. "
Susan Sontag'in "burada Albert Camus'den, çagdaș yazının ideal kocasından söz ediyorum" diye devam ettigi makalesinin giriși. Bense ilk parağrafi okuduğumda Camus'yu sadece huysuz ve serseri bir așık olarak hayal etmistim. Belki de yazınından cok kafamda yer etmiș bu fotografi ve onu Yabancı'nın kahramanı Mersault ile özdeșleștirmem yüzünden.
Susan Sontag'in "burada Albert Camus'den, çagdaș yazının ideal kocasından söz ediyorum" diye devam ettigi makalesinin giriși. Bense ilk parağrafi okuduğumda Camus'yu sadece huysuz ve serseri bir așık olarak hayal etmistim. Belki de yazınından cok kafamda yer etmiș bu fotografi ve onu Yabancı'nın kahramanı Mersault ile özdeșleștirmem yüzünden.

