skip to main |
skip to sidebar
frankfurter buch messe
Cumartesi sabahı Aysel ve Osman'la erkenden yola çıkıp ancak 10.30'da fuar alanına girebildik ve ilk yarım saat kayıp bir şekilde oradan oraya dolandık fuarın devasalığı resmen kafamızı karıştırdı.
Nihayet kendimizi Türkiye'den yayın evlerinin olduğu 5. salona atabildiğimizde yayın evlerinin çoğunun satış yapmadığını öğrendik. Ama yasak meyve standında biraz kendimi acındırdığım için kendime bir Nilay Özer kitabı hediy
e ettirmeyi başardım. Türkiye Onur konuğu olduğu için Tezer Özlü'den Ece Ayhan'a, Tanpınar'dan Vüsat O. Bener'e kadar birçok önemli yazarı ve şairi tanıtan büyük bir sergi vardı. Agora'daki çadırlardan birinde ise Sevim Burak'la ilgili bir iş gerçekten dikkat çekiciydi. Türkiye salonundan ve Agoradaki çadırlara göz attıktan sonra 4. salondaki sanat ve ilüstrasyon kitapları bölümüne gittiğimde ise fuarın büyüklüğü ve yayın evlerinin çeşitliliği beni daha bir afallattı, Orhan Pamuk'un açılış konuşmasında "bu fuar insanı alçakgönüllüğe çağırıyor ve ister istemez kendi ülkesinin şartlarını sorgulatıyor" derken ne demek istediğini çok iyi anladım. Bu salonu üstünkörü gezmek bile bir buçuk saatimi aldı ve oradan koştura koştura Tatil Kitabı'nın gösterimine gittim. Filmi hem geçen şubat ayında Berlin film festivalinde hem de Türkiye'de burnumun dibindeyken görmeye bir türlü fırsat bulamayıp Almanya'da yaşadığım yerin 200km ötesinde izleme
imkanı yakalamak da günün parodisiydi. Sonuçta bütün bir gün kalmama rağmen İngiltere'den ve abd'den yayıncıların geldiği ve güvenlik kontrolunden geçirdikten sonra ziyaretçileri kabul eden tek salon olan 8 numaralı salona uğrayamadım bile. aslında halka ayrılan iki günün bile bu devasa fuar için yetersiz olduğunu düşünerek alandan ayrılıp, Frankfurt merkeze gittik. biraz dolandıktan sonra kendimizi bir çin restorantına attık. garson kadının şaşkın bakışları ve "bu kadar şey yiyecek misin" sorusunu haklı çıkaracak şekilde bir sürü şey ısmarladık, ilk defa ördek yedim mesela, yerken çocukluğumda en sevdiğim çizgi film karakterlerinden biri olan dark wing duck'ı düşünüp vicdan azabı çekmekten kendimi alamadım, zaten tadı da bu vicdan azabını unutturacak kadar iyi değildi. Yine de yer fıstığı hamuru kaplamalı karides mantısıyla çin birası gerçekten iyiydi, ardından da yasemin çayı tabi ki. Yemekten sonra arabaya atlayıp, ilk tanışmamızda konuşmaya başladığımız ve elimizde olmadan bir sürü örnek aklımıza geldiği için bazı türklerin akıl almaz muhafazakarlığı konusunda konuşmaya devam ederek, Frankfurt'tan Karlsruhe'ye geldik. İnanılmaz yorucu ama bir o kadar da eğlenceli bir gündü.
Eve dönüp fuarda çektiğim fotoğraflara bakınca farkettim ki fuarın en renkli standı, solda görülen -yetersiz ışık ve önünde biriken kalabalık yüzünden iyi bir fotoğrafını yakalayamadığım- standdı. Kitapları et tehşir eden kasaplar gibi teşhir ediyorlardı. Kuşkusuz et sever Almanlar bu yerleştirmeye bayıldı. Kitap onlar için sosis kadar vazgeçilmez zira.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder